DENDRİT HÜCRELERİ TAKLİT EDİLEREK BİLGİSAYARLAR İÇİN KORUMA SİSTEMİ GELİŞTİRİLDİ

Son zamanlarda, doğada bulunan sistemler taklit edilerek pek çok teknolojik ürün, sistem ve mekanizma geliştirilmektedir. Bu çalışmalar teknolojiyi ilerletmenin dışında, canlılığı eşsiz bir sanat ve kusursuz bir uyumla yaratan Allah'ın sonsuz yaratma gücünün delillerini bir kez daha gözler önüne sermektedir. İngiltere'deki Nottingham Üniversitesi'nden bir grup bilim adamının yaptığı çalışma da bunun örneklerinden biridir.

Bağışıklık sisteminin saldırıya uğramış hücrelere yaptığı müdahale, İngiliz bilim adamlarının bilgisayar ağlarını virüs ve hacker'lardan korumak için geliştirdikleri yeni yönteme ilham kaynağı oldu.

Yöntem, bilgisayar bilimcisi Uwe Aickelin ve ekibi tarafından geliştirildi. Söz konusu sistem, virüs saldırısına uğramış bilgisayarlardan gelen 'zor durum' sinyallerini dinleyerek işliyor. Sistemin amacı ise bilgisayar ağlarını e-mail virüslerinin ve servis saldırılarının tahribatından korumak. 1

Yaklaşık on yıldan beri benzer koruma sistemleri üretilmekte, bu sistemler için insan vücudundaki bağışıklık sistemi taklit edilerek beyaz kan hücrelerinin yabancı moleküllerden (virüs, bakteri, parazit gibi) kendilerini koruma özelliklerinden faydalanılmaktaydı. Ama bir virüsün sıradan bir e-mail görünümünde sisteme girerek tehlikeli bir aktivite başlatmasını engelleyici bir çözüm henüz bulunamamıştı.

Çözüm Uwe Aickelin ve ekibinden geldi. İngiliz bilim adamları, insan vücudundaki bağışıklık sisteminin vücuda giren yabancı moleküllere hemen saldırmadıklarını, ancak problem oluşmaya başladığında saldırdıklarını gözlemlediler ve yeni koruma sistemlerini bu özellikten yola çıkarak geliştirdiler.

İnsandaki bağışıklık sistemi gerçekten de vücuda giren bazı yabancı moleküllere, örneğin besin olarak alınan proteinlere saldırmaz. Hamile bir kadının bağışıklık sisteminin fetusa savaş açmaması da bunun bir örneğidir. Bu moleküllerin yabancı olmalarına rağmen vücuda zararlı olmadıklarını tespit edenler ise bağışıklık sisteminin ön cephe askerleri olan dendrit hücreleridir. Keşfi yapan bilim adamları da zaten bu savunma hücrelerini incelemişlerdir.

Vücuttaki hücreler ölürken 'zor durum sinyali' verirler. Bu sinyaller ön cephedeki dendrit hücreleri tarafından algılanır. Ancak dendrit hücreleri her çağrıya değil, sadece belirli bir ses eşiğinin üzerindeki alarm çağrılarına cevap verirler. Yeni güvenlik sistemi de bağışıklık sisteminin bu özelliği üzerine kurulmuştur. Sistemin yazılımı, tıpkı dendrit hücreleri gibi davranarak bilgisayar ağını taramakta ve network trafiğindeki veya hata mesajlarının sayısındaki olağandışı artışı araştırmaktadır. Eğer bu tehlike sinyalleri önceden belirlenmiş sınırın üzerine çıkarsa sistem alarm vermeye başlamaktadır.

Peki ama bilim adamlarının taklit ettikleri bu hücreler şuur sahibi olmadıkları halde yararlı molekülleri zararlılardan nasıl ayırt edebiliyorlar? Bazı yabancı moleküllerin kendileri için zararlı olmadığını nereden anlayabiliyorlar?

Aslında bu soruların cevabı çok açıktır. Hücre kendi kendine hiçbir tespit yapamaz. Hangi sinyalin, hangi sesin ne anlama geldiğini kendiliğinden bilemez. Hangi molekülün yararlı hangisinin zararlı olduğunu kendi kendine anlayamaz. Hücreler ancak Allah'ın ilhamıyla hareket eder, Allah'ın izniyle faaliyet gösterebilirler. 

Hücrelerin, vücudu tehlikelere karşı bu kadar üstün ve kompleks bir sistemle korumayı öğrenmesi, hücrenin üstün bir akıl ve güç tarafından yaratıldığının açık bir delilidir. Onlarca bilim adamının bir araya gelerek, teknoloji, akıl, bilim ve bilgiyle ancak taklit edebildiği bir sistemin, şuur, bilgi ve akıl sahibi olmayan moleküller tarafından kendiliğinden oluştuğunu iddia etmek elbette ki büyük bir mantıksızlıktır.

Allah ayetlerinde şöyle buyurmaktadır:

Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 17-18)

KAYNAKLAR:
1. New Scientist, How Our Body's Defences Aid Computers in Distress, 19 Mayıs 2006, S. 32.